Haritada Bir Nokta; Aşk.

Haritada Bir Nokta; Aşk.

HARİTADA BİR NOKTA; AŞK

Yazmayacaktım…
Seni, seninle ilgili hiçbir şeyi… Ciddi bir şey anlatırken omzuma dokunan ellerini, yarı kırmızı hassas yeşil gözlerini, aydınlık bir güneşe benzeyen gülüşünü hiç mi hiç yazmayacaktım. Söz vermiştim kendime. Gitmeyecektim seninle yemek yediğimiz o lokantaya, önünden bile geçmeyecektim paramız olduğunda gidip bir bardak çay içtiğimiz o sosyete kafesinin önünden. Gittiğin yollardan gitmeyecektim biliyordum ki dönüşü çok zor olacaktı sensiz o yolların. Seninle yaptığımız o saçma sapan esprileri yapmayacaktım. Zaten anlamazlardı, gülmezlerdi ki. İkimizin arasındaydı masaya iki kere vurup manalı bakmanın anlamının ne demek olduğu. Bir tek ikimiz bilirdik sonrasında saatlerce neden güldüğümüzü sudan sebeplere, ben bazen unutsam da.

Yazmayacaktım…
Daha öncesinde seni anlattığım yazılarla sınırlı kalacaktın. “Lâl olsun” dillerim diye dua ettim gecelerce, “seni anlatmayayım” diye kimseye… Kıskandım çünkü ben seni herkesten. Hayal meyal gözümde canlandığım eski sevgilinden, sevgililerinden! Kıskandım çünkü adının yanına hangi adı koysam kinlenirim. Kimseye layık görmezdim seni, bazen kendime bile. O kadar büyüktün gözümde o kadar âli, o kadar yüce.

Kıskandım, kaşlarına değecek kadar uzun kirpiklerini kaşlarından. İki elini masada birleştirdiğin sağ elinden sol elini kıskandım. Saatlerce gelmeni beklerken yanından geldiğin insanlardan kıskandım. Seni her gün görüp seni önemsemeyen insanlardan kıskandım. “Ah ben olsaydım orada” dedim, “Bir an yanından ayrılmazdım.” Oturduğun sandalyeden tut, saçlarına değen taraktan kıskandım ben seni.

Yazmayacaktım aslında…
Senin adın geçmeyecekti kitaplarımın arasından çıkan notlarda, seni hatırlatan tüm şarkıları dinlemeyecektim. Kızmayacaktım bir daha kendime, seni bu kadar büyük sevdiğimi hatırlatacak dizeler gelmeyecekti aklıma. Yarı uykulu yarı uykusuz yazmayacaktım seni, seninle ilgili her şeyi…

Buz tutmayacaktı elim seni andığımda, kalemim düşmeyecekti yere ellerim titrediği için. Annem bir bardak çay koyduğunda “Ben sevmiyorum biliyorsun anne” yerine “Ver hadi bakalım, bir bardak içeyim” demeyecektim annem “için ısınır” derken… Çay içmeyi seninle sevdiğimi ve seni düşünürken zaten içimin ısındığını nereden bilebilirdi ki?

Yazmayacaktım, yemin etmiştim.
Sait Faik’in Balıkhane’de balık tutmaya çalışan sekiz işçiyi izlemesi gibi izledim geçmişimizi. Öyle kayıtsız, sessiz sedasız… Geçmişimizde yaşanan her bir duygu o yedi işçiydi, geleceğim ise zayıf, sarı hastalıklı o adamın elindeydi. Kader aldı adamın elinden geleceğimi “ne o hemşerim, dağdan gelip bağdakini kovmayalım” dedi. Diğer altı duygu sustular, her biri ayrı hissizdi. Her biri ayrı bir baş belası idi… Hiçbiri kalkıp da “ayıptır yahu ver adama geleceğini” demedi. Aşk bir ara konuşacak gibi oldu. Bekliyordum belki verirdi ona geleceğimi. Uzaktan görünen gözyaşı hadiseye katılıp dedi ki, “sevmiş bir kere.” Geçmişten kalan altı hissiz duygudan biri olan nefret cevap verdi. “kim sev dedi ona, sevmeseydi.” Geleceğim bir iskemleye çökmüştü. Kendisi yüzünden azar işiten gözyaşına döndü ve “zararı yok, hemşerim” dedi. “Zararı yok vermesinler, istemez.”

Gözüken vapura doğru yürüdü geleceğim…
Küçük adımlarla bir Şarlo gibi seğirterek.

“Söz vermiştim kendi kendime yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim. Hırs hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kâğıt kalem aldım oturdum. Ada’nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.”
Diyen üstadı saygıyla andım bu gece.
Çünkü Seni “Yazmasam deli olacaktım”…

Tasarım : e-Mercan - www.e-mercan.com Created by Dream-Theme — premium wordpress themes.
Up